DOLAR

32,3278$% 0.06

EURO

34,4929% -0.62

GRAM ALTIN

2.435,39%-1,03

ÇEYREK ALTIN

4.156,00%-1,09

TAM ALTIN

16.600,00%-1,09

a

150 Bin Türk’ün Soykırıma Uğradığı Ciloluk Adlı Facia Nedir, Ne zaman, Nerede Yaşandı?

1914 yılında, Birinci Dünyaa Savaşı’nın başlamasıyla birlikte, günümüzde İran adlanan Kaçar Korunan Topraklarında, etnik-dini gruplaşmalar başladı. Azerbaycan, Tahran ve hatta Şiraz’daki Türklerin çoğu Osmanlı ve Alman ittifakına katıldı, ancak Ermeniler ve Süryaniler Rusya, Britanya, Fransa ve Amerikanın safında yer alarak Osmanlı İmparatorluğu’na ve Güney Azerbaycan Türk halkına karşı savaşa girdi.
O tarihten itibaren Urmiye ve yakın şehirlerinde Ruslar ile Osmanlı ordusu arasında birbiri ardına savaşlar yaşandı. Bu savaşların birçoğunda Ömer Naci Paşa Osmanlı ordusunu komuta etti.


Güney Azerbaycan bölgesi, 1910’dan 1917’ye, yani savaşın bitiminden sadece bir yıl öncesine kadar Rus işgalındaydı. Aralık 1917’den Şubat 1918’e kadar geri çekilmeleri sırasında Ruslar, yol üzerindeki tüm şehir ve köyleri yağmaladı ve tarihi çarşıları ateşe verdi. 1915 yılında, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasından sadece birkaç ay sonra, Osmanlı Hıristiyanları devlete savaş ilan etti ve Rusya’nın çıkarları doğrultusunda Osmanlılarla savaşa girdi.  Ruslar, Osmanlı’yı iç savaşa sürüklemek için Ermeni ve Nasturi Hıristiyanları kullandı. Ermeniler Büyük Ermenistan, Süryaniler ise kendilerine toprak ayırmak istiyorlardı. Osmanlı’nın Hıristiyan iç isyanları ve ihanetleri ile başa çıkma planı, Ermenileri savaş cephelerinden uzak tutmaktı. Aşiret sistemi nedeniyle Süryaniler Osmanlı ordusuna hemen mağlup olup kaçtılar. Rusların yönlendirmesiyle bu eşkiya grupu Güney Azerbaycan’a ulaştı. Azerbaycan’da onlara “Cilo” deniyordu.  Bu göçmenlerin Ermeni işbirliğiyle Urmiye ve Salmas’a gelmesinden sonra meydana gelen insani felaketlere “Ciloluk” adı verildi.


Bu istilacılar 1918 yılında Güney Azerbaycan’da 150.000 Türk’ü katletmiş ve Türklere karşı tarihin en korkunç soykırımlarından birini gerçekleştirmişlerdir. Cilolar veya Süryaniler Türkiye’nin Hakkari bölgesinden gelen, kültürel ve tipolojik olarak Müslüman Kürtlere çok benzeyen küçük bir Hıristiyan grubuydu ve bu nedenle Müslüman Kürtlerle birbirlerine “amcaoğlu” diye hitap ediyorlardı. Bu Hıristiyanlara Osmanlı’da Nasturi veya Süryaniler deniyordu.  Dağlarda yaşayan bu topluluk kendilerine Süryani diyorlardı ama Hıristiyan misyonerler, özellikle de Ruslar, bu gruba Asuri/Aşuri unvanını uydurarak, üç bin yıl önceki Asurlar tarihini bu halka bağladılar. Cilolar ile Asurlar arasında dil, kültür ve yaşam tarzı açısından doğrudan bir bağlantı bulunmuyordu. Zamanla Hıristiyan Cilo halkı, Kürtlerle karışmış evliliklerle akrabalık oluşmuş ve bunun yanı sıra o bölgedeki Kürtlerin bir kısmının Hıristiyan olmadıyla onları ayırmak neredeyse imkansız hale gelmiş, o yüzden Güney Azerbaycan halkı onları Cilo dışında “Osmanlı Kürtleri” olarak da adlandırmıştı.
22 Temmuz 1915’te Süryanilerin çoğu Urmiye, Salmas ve Hoy’a geldi. O dönemde resmi “Alman Oriyent Misyonu”, Urmiye ve Salmas’a gelen Süryani göçmenlerin sayısının 300 binden fazla olduğunu tahmin edmişti.  Bazı çağdaş tarihçiler bu göçmenlerin sayısını 12 bin aile olarak belirtmektedir.

Yöre halkının Cilo adını verdiği bu davetsiz misafirler Azerbaycan Türk halkı tarafından merhametle karşılandı, Türkler, şehir geleneklerine aşina olmayan bu dağ halklarıyla ekmeklerini ve yiyeceklerini paylaşıyorlardı.
Ancak buna karşılık bu hainler, Güney Azerbaycan’da yaşayan Ermenilerle işbirliği yaparak 1918 yılının sonlarında başta Urmiye ve Salmas olmak üzere Batı Azerbaycan’ı kontrol altına almaya çalıştı ve aralarında bebek, çocuk, kadın ve yaşlı olmak üzere 150 binden fazla Azerbaycan Türkünü 6 ay sürecinde katlettiler.

Ciloluk felaketinde etkisi olan gruplar:
-Dini liderleri Benjamin Marshimun’un komutası altındaki Süryaniler
-Bir süre Urmiye’de Osmanlı konsolosu olan Ağa Patres komutasındaki Ermeniler
-İsmail Simko(Simitko)  Şikaki kürt aşiretinin lideri.


Süryani-Ermeni grupları 1918 yılında, Amerika Birleşik Devletleri’nin konsolos yardımcısı olan Mester William A. Shedd, Rus konsolosu Mösyö Nikitin, Fransız misyoneri P. Caujole ve Britanyalı kaptan Grasi işbirliğiyle, Urmiye’de askeri birlik projesi kapsamında bir araya getirildiler ve örgütlenmiş ve silahlanmış bu grup ile, tek suçları hayırseverlik ve misafirperverlik olan Güney Azerbaycan Türklerini yağmalamaya ve öldürmeye başladılar.
Fransız misyonerlerin Günay Azerbaycana ilk gelişi 19. yüzyılın başlarına kadar uzanıyor. 1860’lı yıllarda Fransızlar eğitim faaliyetlerini Tebriz, Tahran ve İsfahan’ın yanısıra Urmiye bölgesinde de genişletti.

 

İngiltere ve Fransa’nın isteği doğrultusunda Osmanlıyla savaşmak ve Güney Azerbaycanı isgal etmek amacıyla
Marşimun, Salmas kentine bağlı Köhneşehir kasabasında ikamet eden Şikak Kürt aşiretinin liderlerinden Simko ile birleşmek istiyordu. Ancak Simko, nasıl işbirliği yapılacağının görüşülmesi gereken bir toplantıda, Marşimon’ın  kendisine gelecekteki hükümette pay vermeyeceğinden şüphelenerek onu öldürdü.
Süryaniler, Marşimun’u Kürtler tarafından öldürülmesine bakmayarak Türklerin şehir ve köylerine vahşice saldırdı,
Bir gün içinde yüzlerce Türk katledildi.


Marşimun’un öldürülmesinin ardından Petros, Hıristiyan kuvvetlerinin komutasını devraldı.  Halk arasında kulağı kesik Petros adı ile tanılan ağa Petros Urmiye’deki Osmanlı konsolosuydu, ancak müttefik kuvvetlere katıldı ve Süryani-Ermeni kuvvetlerinin bir kısmının komutanı oldu. Bu sıfatla Petros, Osmanlı devletine karşı mücadelede ve Urmiye Türk halkının soykırımında önemli bir rol oynadı.


22 Şubat 1918’de onbinlerce Ermeni-Süryani kuvveti üç gün içinde bölgedeki köyleri korkunç bir soykirıma uğratti. Tarihi belgeler o gün öldürülen Türklerin sayısının 12 binden fazla olduğunu söylüyor.  Kahramanlı, Çiçklı, Askerova, Nazlı ve Usalı gibi köyler Cilo-Ermenilerin en şiddetli ve vahşi soykırım türüne tanık olan köyler arasında yer alıyor.

Sonraki günlerde Türklerin katliamı 6 ay boyunca devam etti, öyle ki birçok köyün ahalisi tamamen katledildi.
Ermeniler ve Süryaniler erkekleri ve erkek çocuklarını öldürdü, hamile kadınların karınlarını yırttı, bebekleri şişe çekerek yandırdı, kadınları yakalayıp tecavüz etti ve ahlaki nedenler gereği söylemekten kaçındığımız nice korkunç suçlar işledi. Ermeniler ve Cilolar, Urmiye ve Salmas’ta özellikle köylerde öyle bir soykırım yaşattı ki, aylar sonra, hasat mevsiminde hasatı toplayacak kimse kalmadığı için , mahsuller tarlalarda ve ağaç başında mahvoldu. O döneme ait istatistiklere göre Urmu ve çevre köylerin nüfusu 300 bine yakınken, Ermenilerin yaptığı soykırımdan sonra bu sayı 150 bin kişiye düştü.


O karanlık dönemde Urmiye Türkleri ve başta olmak üzeri Asgarabadi gibi din adamıları Türk devleti Osmanlıdan yardım talebinde bulundu.
Ocak 1918’de Türklerin Erivan’da ve Azerbaycan’ın diğer şehirlerinde katledilmesi sonucunda 28 Mayıs 1918’de Azerbaycan toprakları üzerinde sözde Ermenistan Cumhuriyeti’nin kuruluşu ilan edildi, Andranik liderliğindeki Ermeniler, Kafkasya’daki bazı arzularını gerçekleştirmeyi başardılar diye
şimdi de Güney Azerbaycan’ın batısı, Nahçıvan ve Van’ı işgal ederek büyük Ermenistan’ı kurmayı hayal ediyorlardı.

Bunun için ilk başta Andranik önderliğinde 8.000 kişilik bir orduyla Güney Azerbaycan’ın Hoy kentine saldırdılar ancak Hoy Türkleri kahramanca direnişi göstererek Ermenilerin girişini Osmanlı ordusu bölgeye varana kadar önlendi, kaç gün sonra Abdurrahman Bey, Zühtü bey ve Ali İhsan Paşanın komutasındaki Osmanlı kuvvetlerinin gelmesi üzerine Andranik ve ordusu kaçmak zorunda kaldı.

Osmanlı Devleti’nin önde gelen komutanlarından Nuri Paşa, Türklerin Nahçıvan’da Ermenilere karşı direnişi üzerine 9 Mayıs 1918’de trenle Tebriz’e girdi ve 12 Mayıs’ta Nahçıvan’a doğru yola çıktı.

Hoy şehrinin güvenliği sağlandıktan sonra 15 Haziran 1918’de Osmanlı Türk askerleri Salmas’a ulaştı ve iki gün süren çatışmaların ardından 17 Haziran 1918’de Salmas’ı Ermeni ve Süryani eşkiyaların elinden kurtararak Hantahtı bölgesinde kamp kurdu.


Türk ordusu hemen Urmiye’ye doğru ilerledi, Ermeni-Süryani soykırımcıları yenerek kaçmak zorunda bıraktı ancak kasabalar ve köylerin durumu çok trajikti ve çevre köyler Ermeni-Süryanilerin öldürdüğü cesetlerle doluydu.
19 Ekim 1918’de Müttefiklerle yapılan barışın ardından Osmanlılar, Urmu aksakallarını bir araya toplayarak Azerbaycan’dan çekileceklerini duyurdu. Güney Azerbaycan’da yaşanan felaket sonucunda bu bölge oldukça zayıflamışti, bazı istatistiklere göre nüfusunun %15’ini kaybetmiş,

İran dışişleri bakanlığının belgelerine göre Ermeniler ve Süryaniler bu yıllarda 150.000 Azerbaycan Türkünü katlettiler. bunların arasında Müslüman Türklerin yanı sıra, Urmiyeli Yahudi Türkler de vardı.
Bu katliamla ilgili pek çok tarihi belge, yerel araştırmacılar ve yazarlar tarafından toplanıp yayımlandı, ancak ne yazık ki iktidardaki rejimler o döneme ait çok sayıda toplu mezarın bulunduğuna rağmen, bu trajik tarihi olayı örtbas etmeye çalışıyor. İran coğrafyasını son yüz yıldır yöneten rejimler, toplu mezarlık haberlerini boykot ediyor. mezarlıkları çeşitli yöntemlerle yok ederek, bu mezarlıkların üzerine okul, hastane, cami ya da idari binalar inşa edip, mezarları gizleyerek bu soykırımı örtbas etmeye çalışsa da, tarihin bu karanlık yüzünü doğrudan ve tarafsızca araştırmak her Türk tarihçisinin önceliklerinden olmalıdır.

 

 

 

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Selçuklu Takvimi’nde Oğuz Türkleri’nin Bayramı

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.