DOLAR

32,2053$% -0.22

EURO

35,1156% -0.22

GRAM ALTIN

2.498,17%1,32

ÇEYREK ALTIN

4.035,00%1,11

TAM ALTIN

16.166,00%1,11

a

Kaşkayı Türkleri Tanıtımı

Kaşkayı Türkleri Tanıtımı;

  1. Bölüm

-Kaşkayı Türklerinin genel tanıtımı

Kaşkayı Türkleri, İran coğrafyasında nüfus bakımından Azerbaycan Türklerinden sonra ikinci sırada yer alan, bölgede çok önemli tarihi kökenlere sahip bir Türk konfederasyonudur. Genel olarak Oğuz boylarından oluşan Kaşkay Türkleri, İran’da yaşayan diğer Türk boylarına göre coğrafi konumları gereği daha güney bölgelerine yerleşmişlerdir. Aslında Kaşkayı Türkleri, tüm Turan coğrafyasının en güneydeki kolu olarak nitelendirilebilir. Kaşkayı Türkleri son 100 yıla kadar çoğunlukla göçebe olarak yaşamış, ancak yaşam koşulları ve bazı siyasi nedenlerden dolayı günümüzde Kaşkayı Türklerinin çoğunluğu (%95’ten fazlası) Kaşkayıyurt’un farklı şehir ve köylerine yerleşmişlerdir. Son yüzyılda dünya çapında Türklüğe karşı yürütülen düşmanlıklarla birlikte bu Türk toplumu tarih, dil ve kültür açısından çok ağır bir asimilasyon baskısına maruz kalırken, bir yandan da çok kısa sürecde geçmesi Kaşkayı Türklerinin gelenek, görenek ve dillerinden uzaklaşmasına neden olmuştur. Bu hızlı değişim ve İran rejiminin Türk dünyasının gözünden uzakta uyguladığı asimilasyon politikası sonucunda önemli bir Türk kültür varlığının çok kısa sürede yok olmasına neden olabilir. Bu nedenlerden dolayı Kaşkayı Türkçesi metinlerinin, yöresel halk varlıklarının ve bu topluluğun tarihi hafızasının bir an önce derlenip yayımlanması ve Türk dünyasına tanıtılması büyük önem taşımaktadır.

-Kaşkayı Türklerinin adı üzerine

Bilindiği gibi tarihin belirli dönemlerinde farklı Türk grupları farklı isimlerle anılmıştır. Bu isimlerin bir kısmı obalardan, boylardan ya da büyük kahramanlardan ilham almış, bir kısmı birkaç Türk boyunun birleşmesi sonucu ortaya çıkmış, bazen de bir siyasi otoritenin devlet kurma çabası sonucu oluşmuştur. Kaşkayı Birleşik Türk Eli hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmekte olup, yazılanların çoğu siyasi yazarlar tarafından ortaya atılmış ve genellikle kulaktan dolma ve çürük varsayımlara dayanmaktadır.
Dolayısıyla bu Türk topluluğunun kökeni Kaşkayıyurt’ta bin yıllardan beri hayatını sürdüren Türk topluluğundan, Cengiz Han’ın torunlarına kadar ve Tebriz’den bu bölgeye gelen Türk topluluklardan, Doğu Türkistan ve Anadoludan gelen Türk göçebelere kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan ve birbirinden farklı birçok teoriye bağlanmıştır.
Tabii bu arada İran rejimi de boş durmadı ve kendi teorilerini geliştirmeye çalıştı. Bu teoriler arasında Hindistan’dan gelip daha sonra Türkleşen Hindular, Moğollardan kaçıp Taciklere sığınan kavimler gibi şaşırtıcı teoriler de yer alıyor. Bu nedenle Kaşkayı adı farklı metinlerde farklı şekillerde kaydedilmiştir:
Kaşkayı, Keşkayı, Keşgayı, Keskayi, Keşgayi, Kuşanı, Kaşkay, Qaşqayı, Qaşqay, vb. Ancak genellikle araştırmacılar ve etimolojistler Kaşkayı sözcüğüne “Kaş+Kayı” ve “Kaşka+yı” formları olmak üzere iki biçimde bakmışlar. Bu kapsamda yıllarını Türk dili edebiyatı ve tarihi üzerine vermiş olan Kaşkayı Türk Ellerinin büyük dilcisi Esedüllah Merdani’nin önderliğinde yürütülen araştırmalar sonucu Kaşkayı sözcüğünün Kaş’lar ve Kayı Türklerinin birleşmesinden
ortaya çıkması en doğru tespit sayılabilir. Bu bakımdan Kaşkayı Türklerini bu bölgelerde yaşayan eski Türkler (Bitişken dilliler) yani Kaş’lar ile onlarla daha sonra birleşen Kayı boyunun oluşan bir konfederasyon olarak tanımlayabiliriz. Tabii ki Kaşlar ve Kayılar bu Türk topluluğunun oluşmasında ana omurga gibi görev almışlar. Merkezi bir güç ortaya çıkınca çevrede olan yüzlerce Türk boyu bu çekirdeğin etrafına toplanarak kayda değer bir güç oluşturabilmişler. Elimizde olan bütün veriler ve yaptığımız bütün araştırmalar bu Türk topluluğunun adının Kaşkayı olduğunu doğrulamaktadır.

-Kaşkayı Türklerinin tarihi

Kaşkayı Türkleri’nin tarihin hangi döneminde ortaya çıktıkları henüz kesin olarak bilinmemektedir ancak Kaşkayıyurt’un dört bir yanında bulunan Kayı boyu ve Kaş’larla ilgili çok sayıda tarihi eser, taş yazıtı ve söylentilere dayanarak bu oluşumun tarihini en az 1000 yıl önceye dayandırabiliriz. Yanlış anlaşılmasın ki bu Kayı’lar ve Kaş’ların bugünkü Kaşkayıyurt’taki tarihi değil çünkü her iki boyun da bu bölgelerde kaç bin yıllık bir geçmişi var, söz konusu olan tarih Kayı’lar ve Kaş’ların bir konfederasyon haline geldikleri takribi tarihtir. Elimizde olan kesin kaynaklara göre Kaşkayı’ların bu bölgelerde bir siyasi güç olarak etkin oldukları tarihin son evresi, Safevi döneminde başlamıştır.
Safevi hakimiyeti sırasında yani 16. yüzyılda, bugün İran olarak adlandırılan coğrafyanın güneyinde Türkleri birleştirmek için devlet tarafından “Cani Ağa Kaşkayı” adında bir komutan atanmıştır.
Kaskayı Türklerini tarihi kroniklerde, özellikle de 14. yüzyıldan itibaren batılı elçilerin yazdığı seyahatnamelerde görmek mümkündür.
Kaşkayı Türkleri’nin yaşadıkları coğrafya, kendine özgü yaşam tarzları, toplumsal yapıları, İranın orta ve güney bölgelerinde farklı bir dilsel ve kültürel kimliğe sahip olmaları, Azerbaycan Türklerinden miras kalan müzik ve sanatları, hepsi bir arada bu insanlara eşsiz bir fırsat sunarak bu coğrafyanın siyasi ve kültürel tarihnde göze çarpan bir iz bırakmasına neden olmuştur. Kaşkayı Türkleri’nin bölgede bıraktığı izlerden bazıları aşağıda sıralanmıştır;

– Kaşkayı Türkleri’nin Şah Abbas Safevi’yi desteklemek amacıyla Kenger (Basra) Körfezi’nde Portekizlilere karşı yaptığı savaşlar
-Sövlet ül-Dövle (Serdarı Esayir) önderliğinde İran’ın güneyinin İngilizlerin işgaline karşı Kaşkayı Türkleri’nin savaşı.
-Sövlet ül-Dövle’nin oğulları Nâsir Han, Hüsrev Han ve Muhammed Hüseyin Han Kaşkayı Türklerinin milli cepheyle işbirliği (petrolün millileştirilmesi için)
– Kaşkayı Türklerinin Pehlevi rejimine karşı itaatsizliği, örneğin zorunlu yerleşime karşı isyanları ve silahsızlanmaya karşı isyanları.
-İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı silahlı direniş
-Günümüzdeki kültürel direnişler

Kaşkayı Türklerinin siyasi hayatı göz önüne alındığında Overlin ve Vedaglas gibi bazı akademisyenlerin neden Sövlet ül-Dövle’yi sorunlu bir İlhan olarak yazdıkları anlaşılır.

Sövlet ül-Dövle hanedanı içerisinde Kaşkayılar, İran’ın orta ve güney bölgelerine eski Türk beyliği yönetim tarzıyla uzun yıllar hükmetmiş bir toplum olarak değerlendirilmektedir.  Merkezi hükümetler ve etkili dış güçler bu durumun her zaman farkında olmuştur.  En önemlisi İngilizler, İran’ın güneyindeki petrol kuyularının güvenliğini korumak amacıyla Kaşkaylarla her zaman anlaşma yapmaya çalışmış ancak her defasında hayal kırıklığına uğramış ve bu nedenle Sovlat ül-Dövle ile düşmanlık politikası benimsemişlerdir.  Rivayetlere göre İngilizler, mason olan İran valisi Kavam ül-Mülk’ü kullanarak Sovlet ül-Dövle’yi İlhanlılardan çıkarmayı planladı ancak tüm bu çabaları başarısızlıkla sonuçlandı.

Kaçar hükümetinin sona ermesi ve kendisi bir dönem kaçar sarayı ve sonrası Hollanda Büyükelçiliğinde ahır bekçiliği yapan Rıza Şah’ın saltanata geçirilmesinin ardından Türkler siyasi ve ekonomik bir çalkantılarla karşı karşıya kaldı.

Rıza Şah Almanlardan yana olduğundan dolayı Sövlet ül-Dövle’yi de kendisene yakın biri olarak görüyordu. Bu sebepten dolayı Sövlet ül-Dövle ve oğulu Nâsir Han’ı Tahran’a çağırıp meclise gönderdi ancak gerçekte Rıza Şah’ın modern hükümet dediği siyaset ve programlarıyla (tek bir hükümet- tek bir millet- tek bir dil- tek tip bir üniforma ve benzeri uygulamalar) çelişkide olan etnik grupların ve bağımsız hükümetlerin gücüne dayanamadı ve karşı koyamaya başladı. Bu nedenle Sövlet ül-Dövle’yi parlamentodan ihraç etti, hapse attı ve Nâsir Han’ı evinde alıkoyarak gözlem altına aldı. Bu eylem Kaşkayı Türklerinin zoruna gitti ve onların pehleviye karşı ilk isyanına sebep oldu. Sövlet ül-Dövle’nin erkek kardeşi liderliğindeki Pehlevilere karşı ilk isyanaa yol açılması, Rıza Şahı ve merkezi Hükümeti Sövlet ül-Dövle ve oğulunun serbest bırakılmasına zorladı. Rıza Şah ikinci kez için, bu sefer barış adıyla Sövlet ül-Dövle’yi Tahran’a çağırdı ancak onun Siyasi özgürlüğünü iptal edip onu yeniden hapse attı. Tüm hava ve Kara baskısıyla, Kaşkayı Türklerine saldırdı ve direnişlerini kırdı. İran’ın sözde “geri kalmışlığını önlemek” adı altında Türkleri silahsızlaştırdı ve sonraki aylarda Sövlet ül-Dövle şüpheli bir şekilde hapiste vefat etti. Bu olaylar, Pehlevi hanedanı ile Kaşkayı Türkleri arasına uzun süreli düşmanlığa yol açtı. İkinci Dünya Savaşı’nın ortaya çıkması, Müttefikler İran’ı işgal etmesi, Rıza Şah’ın sürgüne gönderilmesi, merkezi hükümetin zayıflığıyla birlikte, hapishanede ve sürgünde olan Sövlet ül-Dövle’nin oğullarının Kaşkayıyurda geri dönmesine fırsat yarattı, böylece Kaşkayı Türklerinin yenilgiye uğradı halkını yeniden birleştirip dirildiler. Kısa bir süre içinde, Kaşkayı Türklerine inşa edilen yerleşik çamur evler yıkıldı hanların yardımıyla Kaşkaylılar arasında atlar, silahlar ve koyunlar dağıtıldı ve Kaşkaylılar eskisi gibi yeniden göçebeliğe başladı.


Kaybolan meralar ve yurtlar yeniden ele geçirildi. Tüfek, at, koyun ve mera, KaşkayıTürkleri’nin yaşamının vazgeçilmez unsurları olarak onlara yeniden hayat gücü verildi.
Nâsir Han, Hüsrev Han, diğer liderler ve milletin iş birliği sayesinde Kaşkayı Türkleri’nin damarlarına yeni kan bağışlandı. Kaşkayı Türkleri pek çok askeri üssü, karakolu, ve polis merkezini silahsızlandırarak yeniden silahlandılar. Bu güç ve otoritenin desteğiyle meraları genişleterek geçim kaynakları olan hayvancılık güçlendirdiler.
Böylece hanlar bir kez daha halkın kahramanı haline geldi. O kadar güçlü ve saygın hale geldiler ki, merkezi hükümete Kaşkayıyurt’ta özerklik ve özgürlüklerini resmileştirmekten başka seçenek kalmamışı.

O dönemde Kaşkayıyurt’ta hala çatışmalar yaşanıyordu ve Kazerun, Karzın, Semirom, Deştı Muk gibi bölgelerde zaman zaman çatışmalar devam ediyordu. Hemen hemen tamamında Kaşkayı Türkleri’nin üstün olduğu bu çatışmalar sonucunda merkezi hükümetin Kaşkayı Türlerine karşı fazla bir tepki gösteremediği biliniyordu.


Böylece Kaşkaylı Türkleri kendilerini daha da güçlü bir konumda görerek merkezi hükümete açıkça meydan okumaya başladılar ve dünya güçleri arasında Almanlara yakınlaştılar.
Bu düzeydeki güçlenme belki de Kaşkayı Türkleri’nin tarinde benzersizdir. Kaşkayı Türkleri’nin dili, kültürü ve giyimi Tacik (Fars) köy ve yerleşim yerlerinde dahi oldukça yaygınlaşmıştır. Bu güçlenmeler nedeniyle Nâsir Han, Birleşmiş Milletler’den İran’daki Kaşkayı Türkçesinin resmen tanınmasını talep etti. Ancak ne yazık ki Kaşkayı Türklerinin hükümdarlığı uzun sürmedi.

Küresel değişimler, Almanya’nın yenilgisi, özellikle de Berlin’in İkinci Dünya savaşındaki yıkılışı Kaşkayı Türkleri için çok pahalıya mal oldu çünkü Almanların yenilgisi aynı zamanda müttefiklerinin, özellikle de Kaşkayların da yenilgisi anlamına gelecekti. Kaşkayların İran’daki İngiliz etkisine karşı olmaları artık geleneksel hale gelmişti, Kaşkayı Türkleri birkaç kez İngilizler ile savaşmışlardı ve bu nedenle Dünya Savaşı’nda Almanlara yönelmişlerdi.Bu politikadan yola çıkarak Almanya’ya giden Kaşkayı kardeşlerden ikisi burada eğitim almaya başladılar ve aynı zamanda Alman Nazi Ordusu’na girdiler.

Almanlardan da Kaşkayıyurda gelenler oldu, anlaşmalar yapıldı, anlaşmalara göre Kaşkayı Türkler, Almanların göndereceği silahların öngörerek İngilizler ve merkezi hükümete karşı yeni bir eylem plalanlıyorlardı.Ancak cephelerde Alman kuvvetleri yenilgiye uğramasıyla doğudan ve güneyden İngiliz kuvvetleri ve İran merkezi hükümeti Kaşkayı Türklerine baskı yapmaya başladı, Aynı zamanda Almanya’dan ayrılarak Bağdat yolu üzerinden Kaşkayıyurt’a dönmek isteyen Kaşkayı Kadeşler, Melik Mansur Han ve Muhammet Hüseyin Han da İngilizler tarafından tutuklanarak Kahire’ye sürgün edildi. Kaşkayı Türklerine yönelik baskılar her taraftan arttı.

İngiltere ve merkezi hükümet bu kez her zaman karşı karşıya oldukları Kaşkayı Türkleri sorununu ortadan kaldırma kararı aldı. Silahsızlanma ve zorunlu yerleşim süreci yeniden başladı ve Kaşkayı Türklerini büyük baskı altına aldı.
İngiliz kuvetlerinin İran hükümetinde her konuda yetkili ve sorumlu olmaları, Kaşkayı Türkleri’nin, milli cepheye desteğini ve ingiliz karşıtı faaliyetlerini artırdı. Böylece Kaşkayı Türkleri’nin desteğiyle milli cephenin güçlendirilmesi için gerekli koşullar sağlandı. İran’da bağımsızlık düşüncesi, milli cephe ve İngiliz karşıtı hareketi, Dr. Muhammed Musaddık liderliğinde, Kaşkayı Türkleri için bir fırsat olarak değerlendirilirdi. Türk liderleri (Nâsir Han, Hüsrev Han, Muhammed Hüseyin Han ve Melik Mansur Han) yenilgileri telafi etmek için bu fırsattan yararlanmak isteğindeydiler.

Parlamento üyeleri ve Ulusal Cephe’nin danışmanları ve sözcüleri olarak Kaşkayı kardeşler, Tahran’daki hükümetin en üst düzey yetkilileriyle (Dr. Fatemi, Razm Ara, Musaddık ve şahın kendisiyle bile) yüz yüze görüşebilecek ve istişarede bulunabilecek konumdaydılar.
Kaşkayı Türklerinin milli cepheyle işbirliği, İran’ın güneyindeki İngiliz ve Amerikan koordinasyonu açısından büyük tehlike oluşturuyordu. Melik Mansur Han’ın iddiasına göre: “Amerikalılar Musaddık’a desteklerinden ve Şah’a muhalefetlerinden vazgeçmeleri için Kaşkayıyurda bir elçi göndererek büyük miktarda para ve özerklik teklif ettiler.” Ancak Türkler bu teklifi kabul etmedi.


19 Ağustos 1953’te Amerikan ve İngiliz istihbarat servislerinin desteğiyle Musaddık’a karşı gerçekleştirilen darbede Kaşkayı Tüekleri ve Milli Cephe hareketi ağır siyasi baskılara maruz kaldı. 1953 darbesi Kaşkayı Türkleri’nin durumunu kötüleştiren en etkili hamleydi. Sonuç olarak darbecilerin ve onların yabancı danışman ve yardımcılarının işbirliğiyle, Kaşkayı Türklerine olan tarihi düşmanlık daha da ciddiye alaınarak milli cepheyi mağlup etmenin yanı sıra onları da darmadağın ettiler. Milli Cephe liderlerinin idam edilmesi ve Türk liderlerin sürgüne gönderilmesi, Kaşkayıyurt’ta Türklerin büyük mülklerine el konulmasına yol açtı.


Kaşkayı Türkleri’nin hanlarının hangi bakış açısıyla, hangi analize göre milli cepheye destek verdikleri, kendilerini ve Kaşkayı Türklerini bu zor duruma soktukları henüz belli değil. Konuyla ilgili olarak Melik Mansur Han anılarında şu itirafı yapmaktadır: “Milli Cephe’ye ve Musaddık’a destek vererek son baltayı kendi ayağımıza ve Kaşka’nın ayağına indirdik.” Darbeden sonra Kaşkayı Türk birliği hâlâ yeterince güçlüydü ve yalnızca liderleri fiziksel olarak uzaktalardı, ama Türk halkı hala kültürel bir kimliğe sahipti ve geleneksel hayvancılık ve göçebe yaşam sürdürülüyordu. Kısa sürede Kaşkayi Türk liderlerinin yokluğunda darbe yapan ordu, bu kez Kaşkayi Türklerinin silahsızlanma sürecini hızlandırdı ve mümkün olduğu kadar Türklerin siyasi idaresini ele geçirmeye çalıştı. Fars vilayetine vali olarak atanan Seyyid Mehdi Ferruh, Türkler üzerindeki baskıyı daha da artırdı. Türkçe konuşmak artık suç sayıldı ve Nasir Han’ın simgelediği ve Türklerin ortak değeri sayılan Kaşkayı Börkü (Taç Şapka) yasaklandı.


Türk kadın ve erkek giysileri alay edildi ve Kaşkayı adı kitaplardan silindi. Silahsızlaştırma ile görevli olan askerler ve jandarmalar istedikleri gibi Türklere davranıp özellikle savunmasız kadın ve çocuklara hakarett ve şiddet uyguladılar. Büyük sıkıntı yaşayan Kaşkayı Türklerden kaç grup son güçlerini kullanarak bir kaç karakola saldırıp onların silahlarını alıp dağlara kaçtılar,  bu olayın ardından hükümet sivil ve yerleşik şekilde yaşayan saldırarak onlara çok korkunç işkence ve baskı uyguladı. Bu vahşi şiddetin bir örneği 1965’in başında yaşandı, Albay Eşrefi’nin emriyle Lar kenti yakınlarında onlarca Kaşkayı Türk kadın ve çocuğunun vahşice katledildi. Bir daha örneği, 8 kasım 1965’te Fethullah Minbaşiyan emriyle Behmen Han Kaşkayı’nın (Sovlet ül-Dövle’nin torunu) Şirazda Halkın gözü önünde idam edilmesidir (Esadullah Elem’in arabuluculuk sağlaması ve Kuran mühürlemesine (Kuranı vekil göstermesine) rağmen Behmeni dağdan Şiraza çektikten sonra idam ettiler).

Unutulmayan örneklerden bir dahası da 1967’de Sefihanlı boyundan onlarca gencin isyancılarla işbirliği bahanesiyle grup halinde infaz edilmesidir. Rejimin uyguladığı organize baskılar, hapisler ve İnfazların sayısı arttıkça Kaşkayı Türkleri ile merkezi hükümet arasında sınırsız bir düşmanlık ortaya çıktı. Bu sebeplere göre Türklerin Kaşkayıyurt şehirlerinden darbecileri uzaklaştırması ve her yerde rejime saldırması meşru müdafaa niteliğindeydi. İran rejimi, dağlara sığınan ve savaş yürüten Türklerin intikamını, Türk sivillere aşırı şiddet uygulayarak aldı. Bunun bir örneği, Uygur Gellezen oymağının 1965 yılında zorunlu göçü ve ardından Deşti ve (Kaskayı Türklerinin isyancı liderlerinden biri olan) Mesih’i tuzağa düşürülerek terör edilmesiydi. Ordunun, sivil Kaskayı Türkleri üzerinde uyguladığı aşırı baskı hiç bitmiyor, bazen masum insanlar kimseye haber verilmeden gizlice korkunç şekillerde infaz ediliyordu. Bu yıkıcı ve yıpratıcı baskılar uygulanarak Kaşkayı Türklüğünün içten zayıflatılması projesi paralel olarak devam ediyordu.

Bu çatışmalar, savaşlar ve isyanlar güçlü ve zayıf yönleriyle 1979 devrimine kadar devam etti. Ancak bu süreçte Kaşkayı Türkleri üzerindeki en etkili baskının silahlı saldırılar ve infazlar değil, göçebelere uygulanan eğitim sistemi olduğunu söyleyebiliriz. İngilizlerin ve Amerikalıların kapitalizm politikaları doğrultusundaki uygulamaları, Kaşkayı Türklerinin kimliğini ve varlığını acımasızca yok ediyordu! Şehirlerde ucuz işçiye olan talep her geçen gün artıyor, göçebe yaşamdan kopan Kaşkayı Türkleri de bu taleplerin kurbanı oluyordu. Genel eğitim, genel sağlık, zorunlu askerlik, genel üniforma ve aynı zamanda ortak kültür adına tek dillilik yani Tacikçe (Farsça) hakimiyeti (bölgede en az bin yıllık Türkçe hakimiyetini geriye itmek) bu yeni sistemin temelini oluşturdu. Bu, İran olarak adlandırılan coğrafyadaki tüm Türkler için sancılı bir asimilasyon sürecinin başlangıcıydı. Eğitimin önemini kavrayan Nâsir Han tarafından Kaşkayı Türkleri için bir eğitim projesi başlatılmış ancak darbe nedeniyle tam anlamıyla başarılı olamayınca eğitim eksikliği Kaşkayı Türkleri için çok belirgin bir sorun haline gelmiştir. Kaşkayı Türklerini etkisiz hale getirmeyi planlayan Amerikalılar ve İngilizler, hükümetin işbirliğiyle bu eksiklikten faydalandılar. Bu projenin liderliğini Kaşkayı Türklerinden Muhammed Behmen Beygi üstlendi. Asimilasyon odaklı bu eğitim sürecinde İran coğrafyasındaki yörüklerin genel eğitiminde ve dolayısıyla asimilasyonunda rol oynayan Muhammed Behmen Beygi’nin uzun ve kapsamlı planları dikkate alınmalı ve analiz edilmelidir.

Silahlı çatışmalar, Kaşkayı Türk boylarının bahar göçü sırasında bombalanması, atlarının bulaşıcı hastalıklarla öldürülmesi, Kaşkayı Türk liderlerinin tutuklanıp sürgün edilmesi, silahsızlanma, zorunlu göç ve zorunlu yerleşimler Türklerin zayıflamasına neden olmuş ancak sonuçta onca baskıdan sonra bile Kaşkayı Türk birliğini dağıtmak ve Kaşkayı Türklüğünü yok etmekte başarısız olmuşlardı. Bu nedenle batılı devletler Kaşkayı Türklerini engellemek için başka bir yol arıyorlardı. Sonunda Tahran ve Şiraz’daki Amerikalı danışmanların aldığı kararlara göre asimilasyon yolu seçildi. Özellikle CIA temsilcisi Goodwin ve William Warren, Truman’ın temsilcisi olarak bu kararı uyguladılar. 1963 yılında Kaşkayıyurt’taki tüm ana yolların ve hassas geçitlerin ordu ve jandarma tarafından kapatılmasına ve Muhammed Rıza Şah’ın Kaşkayı Türklerinin siyasi merkezi olan Firuzabad’a götürülmesine karar verildi. Bu kararın en önemli amacı her şeyin normal ve güvenli olduğunu iddia etmekti. Bu arada Behmen Han Kaşkayı, Ata Keşküllü, İrec Keşküllü gibi yurt dışında eğitim gören bazı gençler rejime karşı silahlı mücadeleyi tercih etti ancak hiçbiri tam anlamıyla başarılı olamadı. Bu gergin ortama kıtlık ve kuraklık da eklenince sivil Türk halkı oldukça yıprandı.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

10 Nisan, Ünlü Türk Şairi Bulut Karaçorlu’nun Ölüm Yıldönümüdür

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.